Türklerin Avrupa ülkeleriyle olan ekonomik ve siyasi ilişkileri, Avrupa Birliği (AB) kurulmadan çok öncesi yıllara dayanmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulması sonrasında da bu durum devam etmiştir. Türkiye, Avrupa Birliği’nin (AB) (eski ismiyle Avrupa Ekonomik Topluluğuna) kuruluşundan çok kısa süre sonra bu bölgesel blok ile ilişki kurmak isteyen ilk iki ülkeden biri olmuş ve 1963 yılında imzalanan Ankara Anlaşması ile AB ile bir ortaklık ilişkisi kurmuştur. Bu Anlaşma doğrultusunda, Türkiye ile AB arasında 1 Ocak 1996 tarihinde gümrük birliği tesis edilmiş; ardından Birliğe tam üye olmak için müracaat edilmiş ve Aralık 2001 tarihinde Aday ülke olarak kabul edilmiş ve 3 Ekim 2005’de katılım müzakerelerinin başlamasına karar verilmiştir.

Ancak, AB-Türkiye ilişkilerinin geçmişi 60 yılı aşkın bir süreyi kapsamasına rağmen, gerek AB konusunda gerek AB-Türkiye ilişkileri konusunda Türkiye’de bilgi ve farkındalık seviyesi, diğer Avrupa ülkeleriyle mukayese edildiğinde düşük seviyededir. AB konusunda ülkemizdeki en önemli sivil toplum örgütlerinin başında gelen İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) tarafından 2015 yılında yapılan kamuoyu araştırmasında katılılımcılarının %85’i AB hakkında ‘hiç’ veya ‘biraz’ bilgiye sahip olduğunu belirtmişlerdir (IKV, 2015). 2023’de yapılan İKV’nin “Kamuoyunda AB Desteği ve Avrupa Algısı Araştırması” sonuçları, ülkemizde AB konusunda bilgi sahibi olanların artarak %67,7’ye ulaştığını göstermektedir (İKV, 2025). Yine aynı araştırma, Türkiye’nin AB’ye üyeliği desteklemeyenlerin yarısından fazlasının (%50,9), desteklememe nedeni olarak  AB üyeliğinin Türk kültür ve kimliğine zarar vereceğini ifade ederlerken, %36’sı AB üyeliğinin ulusal egemenliğimizi ve bağımsızlığımızı zedeleyeceği için AB üyeliğine olumlu bakmadıkları görüşündedirler. Bu sonuçlar, her ne kadar AB-Türkiye üyeliğini destekleyenlerin oranı artmış olsa da, hala AB’nin yapısı ve işleyişi, AB-Türkiye ilişkileri hakkında bilgi düzeyinin yeterli olmadığına işaret etmektedir. Bu da Türkiye-AB ilişkileri konusunda doğru bilgilendirmenin önemini teyit etmektedir.

Ayrıca bugün 208 Üniversitenin bulunduğu ülkemizde toplam üniversite sayısının yaklaşık %10’nunda lisans ve/veya lisansüstü düzeyde AB dersleri okutulmaktadır. Bu dersler de sosyal bilimler alanındaki fakültelerde verilmektedir. Halbuki AB’de son dönemdeki Dijital Tek Pazarın yaratılması, İklim değişikliği ve Yeşil Mutabakat, sanal bankacılık koularındaki gelişmeler, çok büyük ölçüde Mühendislik ve Fen bilimleri alanında çalışanların katkısına ihtiyaç olduğunu en fazla katkı yapması beklenmektedir. Ancak yaptığımız araştırmaya göre Ankara Üniversitemizde dahil olmak üzere, hiç bir Mühendislik veya Fen Bilimleri alanında öğrenim gören öğrencilere Türkiye ve Avrupa Birliği İlşkileri ya da Avrupa Birliği konusunda hiç ders açılmadığı görülmüştür.